DOGANBEY KÖYÜ : EGE’DE BİR SAKLI KÖY

Çeşitli uygarlıkların beşiği olan ülkemiz, özellikle Ege Bölgesi açık hava müzesi gibi. Yörenin eski Elen, Roma, Selçuklu ve Osmanlı eserlerine sık sık rastlanılabilir. Efes, Afrodisyas, Nisa, Priene, Milet, Magnezia, Hiyerapolis, Pergamon ve Sardes gibi antik kentler, Apollon Tapınağı, Fethiye Kral Mezarları, Kaya Köy, Şirince Köyü (Selçuk) bunlar arasında sayılabilir. Mimari açıdan Şirince Köyü’ne benzeyen, ancak onun kadar tanınmayan bir köy de Aydın ili Söke ilçesi sınırları içerisinde yer alan Doğanbey köyüdür. Rum mimarisinin özgün niteliklerini taşıyan taş evleri ile belki de Ege’nin en özgün köylerinden biri olan bu köyü geçenlerde ailecek görme fırsatı yakaladık. Köyü dolaştık, fotoğraflar çektik. Yöre ile ilgili görüşlerimi ve fotoğraflarımı siz okuyucularımla paylaşmak istedim.

Ulaşımı : Söke'den Didim-Milas-Bodrum karayoluna çıkıp ilerlerken bir kaç kilometre sonra Priene ile Doğanbey'i gösteren tabelaları göreceksiniz ve bu yola sapıp devam ettiğinizde, sırasıyla, Güllübahçe, Priene, Atburgazı, Tuzburgazı’nı geçtikten sonra köyümüze ulaşacaksınız. Doğanbey köyü; Eski Doğanbey ve Yeni Doğanbey olarak 2'ye ayrılıyor. Gezilesi olan yer eski olanıdır. Eski Doğanbey köyü, Söke’ye 30 km, Aydın’ a 80 km uzaklıkta bulunmaktadır.

Tarihçe : Köyün tarihi ile ilgili internette farklı bilgiler yer alıyor. Kimi kaynaklara göre, Eski Doğanbey Köyü M.Ö. 7.yy'dan günümüze uzanan bir geçmişe sahiptir. Ancak köyün sakinleri tarihi bir ağacın üzerine bir tarihçe yazıp asmışlar. Onların anlatımı ile köyün ilk adı Rumca ‘odalar’ anlamına gelen Domatia. Bir avlu çevresindeki kutu kutu odalardan oluşan ev mimarisinden alıyor adını. Bu ad, zamanla, Domatça, Doğanbey, sonra da Eski Doğanbey oluyor. Kısaca, Eski Doğanbey, 1924 yılına kadar Rumların yaşadığı, Dilek Milli Parkının Delta Alanına yukarıdan bakan ve Dilek (Eski adları ile Mykale/Samsun) Dağlarının güney yamacına dayalı bir köydür.

İlgili ülkelerle 1924 yılında yapılan anlaşmalar (Mübadele Yasası) uyarınca, köyün yerli Rumları Yunanistan’a gitmişler, buna karşılık Yunanistan (özellikle Selanik), Bosna, Arnavutluk ve Bulgaristan gibi Balkan Ülkelerinden gelen soydaşlarımız köye yerleştirilmiştir.

Karşılıklı Göçler : Ülkemiz ile Balkan Ülkeleri arasındaki karşılıklı göçler, o günleri yaşayan insanlar üzerine ağır dram etkisi yapmıştır. Bölge halkları için o süreç; savaş, yorgunluk ve yoksulluk yılları demekti. Bunlara ek olarak, bu insanların doğup büyüdükleri, çalıştıkları ve ürettikleri vatanlarını, acı (hastalık, ölüm, maddi vb) ve tatlı (doğum, nişan, düğün, bayram vb) anılarıyla birlikte, terk etmeleri anlamına geliyordu. İnsanlar üzerine bu olumsuz koşulların etkileri burada yazıldığı kadar kolay olmasa gerek. O nedenle, köyün eski ve özgün evleri, göç döneminde çekilen onca acıların sessiz tanıdıklarıdır. Buradaki evlerini terk ederek yeni yerlerine göç eden Rumlar, anlaşılabilir duygusal nedenlerle, ayrıldıkları evlerini tahrip etmişler. Öte yandan, yeni gelenlerin yerleştirilmesi uzayınca sahipsiz kalan evlerin ve diğer yapıların kendi kaderine bırakılmış olması ve köy yerleşim alanının eğimli, buna bağlı olarak sokaklarının dik ve dar olması, aşırı rüzgar alması ve tarım arazilerine uzak olması gibi nedenler, buraya gelen soydaşlarımızı tedirgin etmiş ve yeni yerleşim alanı arayışına zorlamıştır. Bu arada Söke Ovası ıslah edilmiş ve makinalı tarıma geçilmiştir. Köylüler, devletin de katkısıyla köyün hemen aşağısında yolun yanındaki düz alanda kurulan, Yeni Doğanbey köyüne taşınmışlardır. Köylüler, Eski Doğanbey’deki onaramadıkları için, zamanla yıkılmaya başlayan evlerini satmaya başlamışlar. Büyük kentlerin olumsuz streslerinden (hava kirliliği, yoğun trafik, gürültü, pahalılık vb) bunalan varlıklı ya da özgün (otantik) ve dingin yaşam biçimini arayan çeşitli meslek grubundan insanlar (yurt dışında gurbetçi olarak çalışan vatandaşlar, yazarlar, sanatçılar, mimarlar vb) harap olmuş (yıkkın) eski taş evlerden satın almışlar. Köyün doğası ve her biri sanat eseri niteliğinde olan evlerin korunması ve yaşatılmasından yana olan bu insanlar, satın aldıkları evleri, orijinal Rum mimari dokusuna sadık kalmak koşulu ile özenilerek restore etmişlerdir. Köyün yeni sakinleri köydeki alt yapıyı düzenlemiş, bahçe ve sokaklara çeki düzen vermiş, bahçelere sebze ve ağaç dikmişler ve köyü nerdeyse ayağa kaldırmışlardır. Böylece Eski Doğanbey köyü; özgün mimarili taş evleri, Arnavut kaldırımlı sokakları, bakımlı bahçeleri, sırtını yemyeşil dağa yaslamış ve deniz manzarası ile, doğasever insanların yaşadığı bir köy olmuştur. Ancak, köyde hala nerdeyse yıkılacak duruma gelmiş eski bir kaç Rum evleri hala bulunmaktadır.Yeni durumuyla köy; estetik kompozisyonlar oluşturmaya elverişli olduğu için kimi fotoğraf topluluklarının özel geziler düzenlediği bir yer, yöre de uygun parkurları olduğu için doğa yürüyüşçülerinin kullandığı (trekking) bir alan haline gelmiştir.Konumu, tarihçesi ve ortaya çıkışı hakkında kısa bilgilerden sonra köyü tanımaya çalışalım : Köyün girişinde sizi bir taş bina karşılayacaktır. Bu yapı, "Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı Ziyaretçi-Tanıtım Merkezi" dir. Rumlar tarafından 1890'larda hastane amaçlı yapılan ve daha sonra ilkokul, karakol gibi işlevleri yüklenen bu bina, mimar M. Fikri Aktan tarafından restore ilmiş ve bu günkü duruma getirilmiştir.

Tanıtım merkezinin içerisinde bölgede yetişen bitki ve hayvan türleri hakkında bilgi sunulmaktadır. Merkezde görevli bir orman mühendisi, yerel rehber olarak, bölgenin coğrafi özellikleri, bölgede yetişen hayvan ve bitki türleri, tarihi ve gelenekleri ile ilgili bilgi vermektedir. Kendisi ayrıca lisanslı trekking rehberi olup; talep olması durumunda, jandarma koruması altındaki Milli Park’taki orman ve vadi yürüyüşlerini, ilgili makamlardan izin alarak sizin için organize etmektedir. Ayrıca, sizi Dilek Yarımadasının en uç burnunda çamların arasında tarihi kiliseleri de kapsayan 2-3 saatlik bir yürüyüşe ya da 5-6 saat süren 15 kilometrelik vadi trekking yürüyüşüne de götürebilmektedir. Köyün içinden başlayan 2 saatlik bir orman ve vadi rotasının tabelası da göze çarpmaktadır.

Şimdi, isterseniz, genel görünümü ile Eski Doğanbey köyünü tanımaya geçelim

Köy; Rum mimarisinin karakteristik özelliklerini taşıyan usta taş işçiliğinin ilk bakışta göze çarptığı, sivil mimari dediğimiz Eski Doğanbey evleri (Resim , dükkanları, şapel dediğimiz yapı ve hastanesi ile Arnavut kaldırımı şeklinde döşenmiş dar taş sokakları gibi Türk mimarisinin güzel örneklerini bir arada sergilemektedir.

Köye ister yazları isterse yıl boyu yerleşmeyi seçen insanlar, kendilerini buranın doğal ortam ve koşullarına bırakmaktadır. Alınan bilgiye göre, köyün yeni sakinleri, çevre bilincinde, doğaya ve başkalarına saygılı, dingin ve göşterişsiz bir yaşam biçimini seçen insanlardır. Bunu çevre temizliğinden, köydeki sakin ortamdan, kedilerin insanlardan kaçmamasından tahmin ediyoruz.

Bu köyde evinin bahçesine veya önüne, cumbasına (varsa), hatta penceresine yaklaşan bir kimse yemyeşil bir çevreyi, Büyük Menderes Irmağının Ege Denizine döküldüğü deltayı ve deniz manzarasını kolayca görebilir

Şekerleme (siesta) yapan bu kedi poz verirken bile en ufak tedirginlik göstermedi. Resim çekildikten sonra kestirmeye devam etti.


Köydeki tüm Rum evleri SİT kurulu koruması altında olup ancak aslına sadık kalmak koşulu ile restore edilebiliyor. Amaç tarihi dokuyu korumak. Sırtını dağa yaslamış vadi ve deniz manzaralı püfür püfür esen taş evlerin her biri orijinal birer mimarlık harikası.

Bahçelerin her biri kaktüsler, rengarenk çiçekler, meyve ağaçları ve çamlar, restorasyon gören evler son derece bakımlı ve zevkli. Nerede durursanız durun nefes kesen manzaralar önünüzde uzanıyor.

Arnavut kaldırımlı sokakların ortasında yağmur sularının akması için taş kanalcıklar bulunmaktadır. Köyün ortasından da kısmen kurumuş bir dere yatağı var. Çok yağışlı ilkbahar aylarında akan bu dere köyü daha bir epik hale getiriyor. Ancak,1996’da çıkan büyük bir yangın tepedeki ağaçları yakıp kül edince, tepelere yağan yağmur azalmış ve dere yazları kurumaya yüz tutmuştur. Derenin iki tarafında da evler varsa da köyün ağırlıklı kısmı kuzey-batı yakasında bulunmaktadır. Köyün iki yakası arasında derme çatma bir köprü var. Köprünün çıkışında üzerinden ‘lütfen kapalı tutunuz’ yazan ahşap yeşil bir kapı göze çarpmaktadır. Bu kapı köyün ağırlıklı kısmına yabani veya kontrolsüz hayvanların geçmesini önlemek amacıyla yapılmıştır.

Köyde, ne bir bakkal, ne bir lokanta, ne bir dükkan göze çarpmaktadır. Köyün ortasından geçen küçük derenin güney-doğu yamacında dinlenip bir şeyler alabileceğiniz Mola Kafe bulunmaktadır. Kafe sahibi ve işletmecisi köyün yerlisi olan bir ailedir. Ayrıca bu ailenin bir pansiyonu (Mola Pansiyon) ve iki butik oteli de (Domaça House ve Casa Luna) var.

Eski Doğanbey Köy’üne gitmişken civarda neler yapılabilir ?

Doğanbey köyünün sakinlerinin sonradan yerleştiği, 6 km uzaklıkta sahile yakın Yeni Doğanbey köyüne giderek Domatia Kafe‘de gözleme ve kahve molası verebilirsiniz ya da ilerleyerek sahildeki Karina Balık Lokantasında balık yiyebilirsiniz. Karina, Dilek Yarımadası’nın en uç/batı noktası olup, daha ilerisi Yunanlılara ait Samos yani Sisam adasına en yakın olduğundan askeri koruma altında ve ancak özel izin ile girilebiliyor. Arka planda yer alan bina Jandarmaya ait olup sağ taraftaki de Karina Balık Lokantasıdır.

Ayrıca, yukarıda değindiğim rehberin yardımı ile doğa yürüyüşleri (trekking) de yapılabilir.

Eski Doğanbey, doğanın sesini dinlemek, doğa yürüyüşleri (trekking) yapmak, koşuşturmalı hayattan bir mola alıp biraz dinlenmek, temiz havasından ve suyundan faydalanmak, kitabınızı okumak, uyumak için ideal bir köy. Biz, ailecek çok büyük bir keyif alarak vakit geçirdik. Ziyaret edecek herkesin benzer duygularla ayrılacağından da eminim. Köyden çektiğim bir kaç fotoğrafı da sizlerle paylaşmak isterim.


Çekinmeden yazın, neler düşündüğünüzü bilmek beni mutlu edecektir.

© 2020 by ABS